top of page

30. Bölüm: FİNAL

“Şimdi yine buradayız

Bir aradayız

Kırık kalpler konçertosunda

İki aşığız”


5 ay sonra


Loya


Hayat beklenmedik sürprizlerden ibaretti. Bazen üstünüze bir karabasan çökerdi, bazen de bir melek ruhumuza sihirli parmaklarıyla dokunurdu. Yaşadığımız her gün, bir kitabın yeni sayfası gibiydi. Önünüze ne geleceğini asla bilemezdiniz. Tıpkı bundan beş ay önce benim de burada olacağımı tahmin etmemem gibi. Gözlerimi açtığım dakikadan itibaren hiçbir şey kolay olmamıştı. Günlerce çektiğim ağrılar, acıyla devirdiğim geceler beni bir hayli zorlamıştı. Ama yine de bundan hiçbir zaman şikayetçi olmamıştım. Çünkü bu sefer uyandığımda kalbim yaralı değildi. Atıyordu. Ellerim tanıdık bir sıcaklıkla sarmalanmıştı. Gözkapaklarım ilk aralandığında görmek istediğim yüz, aylarca bir saniye bile olsun yanımdan ayrılmamıştı. Geceleri kabusla uyandığımda oradaydı. Ani hareketlerle birkaç kere dikişlerimi patlattığımda çektiğim acıyı kendine hapsetmeye bile çalışmıştı. Kendini affettirmek için bana kendi kalbini vermeye hazırdı. Kalbim onu çoktan affetmişti. Bunu ona defalarca kez söylememe rağmen kabul etmiyordu. Çabaladığını görüyordum.


“Bir tekrar daha alalım mı?” Asil’in neşeli tınısıyla birlikte omuzlarımı silktim.


“Bence biraz ara verelim.” diye araya girdi Akyel. Önünde durduğum ayaklı mikrofonun yanına kadar geldi. Kolun belime sardı. “Loya çok ayakta kaldı.” Gözlerimi devirmemek için kendimi sıktım.


“Ameliyat olalı beş ay oldu Akyel.” dedim bıkkınlıkla. Bir de bu vardı. Akyel ameliyattan sonra ekstra korumacı bir kişiliğe dönüşmüştü.


“Olabilir.” Umursamazca omuzlarını silkti. “Bu yorulmayacağın anlamına gelmez.”


“Başladı bizimki.” Deniz’in eğlenen tınısı kulaklarıma iliştiğinde Akyel çoktan ikimizi yürütmüş, benim için getirttiği sandalyenin üzerine bırakmıştı bedenimi.


“Ben iyiyim.” dedim sakince. Akyel dizlerimin önünde eğildi.


“Biliyorum güzelim.” Önüme düşen kızıl tutamları parmağıyla kulağımın arkasına doğru itti. “Ama kolay bir iyileşme sürecin olmadı. Biz yine de bir süre daha dikkat edelim.” Bu konuda ona bir şey diyemiyordum. Çektiğim her acıya o şahit olmuştu. Hâlâ kalbinde atamadığı bir korku olduğunun farkındaydım. Derince iç çektim. Bu da geçecekti. Akyel aylardır terapiye gidiyordu. Yaşadıkları şeyler artık ruhuna ağır geldiğinden ona birlikte terapiye gitmeyi teklif etmiştim. Seanslarımız aynı zamanlarda değildi ama bunu yaparken yalnız olmadığını bilmesi onu rahatlatıyordu, bunu görebiliyordum.


“Her şey hazır, değil mi?” Aylardır duymaya aşina olduğum ses konser alanındaki sahneyi doldurduğunda bakışlarım Akyel’in arkasından yanımıza doğru gelen Özgür Ağabeyi buldu. Bizimkilerin menajeriydi.


“Hazır ağabey.” diye yanıtladı Uzay onu. Karşımızdaki orta yaşlardaki adamın dudakları keyifli bir tebessümle renklendi.


“Hepiniz iyi misiniz?” Başımı salladım kendimden emin bir şekilde.


“Çok heyecanlıyız!” diye cıvıldadı Asil. Sahnenin önünde duruyordu. Yüzündeki ifade karşısında gülümsedim. Onun eski enerjisini geri kazanmış olmasına en çok sevinenlerden biri de ben olabilirdim. Aylarca benim için didinmiş durmuştu. Şimdi kendi ışıltısıyla sahnede parıldayacaktı. “Uzun zaman sonra ilk konserimiz!”


“Akyel Kıran’ın jübile konseri de denebilir.” dedi Deniz yanımıza doğru ilerlediği sırada. Omuzlarım hafifçe çöktü. Bu doğruydu. Akyel yaşadıklarından oldukça yorulmuştu. Müziğe karşı eski tutkusu kalmamıştı. Bu müziği tamamen bırakıyor olduğunu göstermiyordu elbette ama artık Dynamite grubunda yer almayacaktı.


Bundan sonra müzik yapacaksam seninle yapmak isterim. Şarkılarına yardım ederim, aranjelerini yaparım ama artık ışıklar altında olmak istemiyorum.


Birkaç ay önce söylediği cümleler yankılandı zihnimde yeniden. Göz önünde olmak onu yormuştu. Biraz sessizlik isteyip içine dönmesini haklı buluyordum. Müziği tamamen de bırakmıyordu artık ona yazdığım şarkılar direkt onun ellerinin arasında can bulacaktı. Onunla yapacaklarımız için şimdiden sabırsızlanıyordum.


“Bu hayranların hiç hoşuna gitmeyecek.” diye mırıldandı Pars. Dakikalardır baterinin önünde prova yapıyordu. Alnında biriken boncuk boncuk ter damlalarını sağ koluyla sildi. Ardından yanımıza doğru adımladı. “Akyel Kıran FC seri üzgün.” Akyel’in yüzü buruştu.


“FC 2020 yılında kaldı yalnız.” dedi ‘bunu da bilirsin’ dercesine. Pars karşısındaki adamı sinir ettiğini gördüğünde eğlenerek kolunu Uzay’ın omuzuna attı.


“Hoş beni daha çok seviyorlar ama.” diyerek takıldı yeniden arkadaşına.


“Garip bir kitle gerçekten Pars’ı seviyor.” Uzay’ın düşünceli mırıltısı ortamdaki kıkırdamaları yükseltti. Başını hafifçe Pars’a çevirdi. “Değişik bir elemansın.” Pars, Uzay’ın yanağından makas aldı.


“Beni bu kadar sevdiğini belli etme.” dedi eğlenerek. “Hayranlarım kıskanır.” Alayla güldüm.


“Hayranlarını yesinler.” Pars’ın keyifli ifadesi arsız bir sırıtışa evrildi. Ona gözümü devirip ayaklandım. “Haydi son bir prova alalım.” Pars’ın yüzü anında düştü.


“Ya yorulmadık mı artık?”


“Bence de yeter artık.” dedi Deniz araya girerek. “Dinlenme vakti.” Bıkkınca soludum.


“Şurada akşama ne kaldı?” diye hayıflandım. Akyel bu hâlime gülümseyip beni kendine doğru çekti.


“Biz de onu diyoruz ya hayatım.” Şakağıma ufak bir öpücük kondurdu. “Herkes biraz kuliste dinlensin, zaten kapıların açılmasına az kaldı.” Haklılık payı vardı ama istemsizce geriliyordum. Sanki hazır değilmiş gibi hissediyordum. Herkes Akyel’i onaylayıp yavaş yavaş sahneyi terk ederken benim bakışlarım tribünlere kaydı. Uzun zamandır vereceğimiz ilk konserdi. Aylardır buna hazırlanıyor olsak da içimde garip bir endişe vardı.


Güzel geçecek miydi?


İnsanlar beğenecek miydi?


Bizi gördüklerinde tek gördükleri şey travmalarımız mı olacaktı?


“Loya,” diye mırıldandı Akyel sakince. Ardından gözlerimi diktiğim tribünleri görüş açımdan çekti. Yeşilleri mavilerime tutundu. “Her şey yolunda. Bu akşam çok güzel geçecek ve sen o sahne ışığının altında asla kaybetmediğin parıltınla parlayacaksın.” Sağ eli yanağıma uzandı. Hafifçe okşadı olduğu yere. “Buna inancım tam. Bu yüzden… İçini ferah tut.” Tuttuğum nefesimi bıraktım. Haklıydı ama engel olamıyordum. Her şeyin en kötüsünü düşünmeye o kadar alışmıştım ki, başımıza kötü bir olay gelecek diye tetikteydim. Terapide de üzerinde çalıştığımız konu buydu ama bunu anlamam zaman alıyordu.


“Biliyorum ama…” Yüz ifadem sıkıntıya bulandı. Akyel’in merak dolu bakışları çehremi talan etti. Zihnimden geçenler, onun yeşillerini gördüğüm an emir almışçasına dudaklarımdan bir bir döküldü. “Ya insanlar bize baktığında yalnızca yaşadıklarımızı görürse? Ya insanlar bu sefer yazdığım şarkıyı beğenmezse? Belki de yeteneğimi kaybetmişimdir.” Akyel’in bakışları an be an yumuşadı. Dudaklarında şefkat kokan bir tebessüm yer edindi.


“Bu düşündüklerinin hiçbiri olmayacak.” dedi ılımlı tınısıyla. Sol eli de diğer yanağıma tırmandı. Yüzüm avuçları arasındaydı. “Sen hayatımda gördüğüm en yetenekli insansın.” Başını iki yana salladı. “Ne yaşarsak yaşayalım insanların sana baktığında ilk görecekleri şey bu. Ayrıca… Şarkın harika. Jübile parçamı senin yazmanı istediğim için asla pişman değilim.” Ellerim çehremi nazikçe tutan ellerine sarıldı.


“Emin misin?” diye sordum tereddütle.


“İstesen önüne dünyaları serebilecek kadar eminim.” Dudaklarımın arasından titrek bir nefes peyda olsa da dudaklarım huzurla iki yana kıvrıldı. Sanırım bu Akyel Kıran etkisiydi. Dudaklarının arasından ne dökülürse dökülsün ruhuma iyi gelmeyi başarıyordu.


“Teşekkür ederim.” diye mırıldandım minnetle. O ise bana en güzel gülümsemelerinden birini gönderip dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Sadece bir anlık sürmüştü baskısı ama kalbimin göğüs kafesimi dövercesine çarpmasına yetmişti. Dudaklarımdan uzaklaştığında gözlerimi kırpıştırdım. Onun ise dudakları yeniden bir tebessümle renklendi. Yüzü kaplayan elleri yanaklarımdan ayrıldı. Sağ eli elime uzandı. Parmaklarımız kenetlendi. Birlikte kulis tarafına adımlarken tüm kaygılarımı ardımda bıraktığımı hissediyordum. Sanki o an Akyel’e konuşmuşuz ve konuştuğumuz her şey orada, o noktada kalmış ve kaybolmuş gibiydi. Derin bir nefes çektim içime. Ruhumun daha hafiflemiş olduğunu hissediyordum. Beraber dar koridordan el ele ilerledik. Benim kulisimin önüne geldiğimizde dudaklarıma bir buse daha kondurup hazırlanmam için beni yalnız bıraktı. Ardından o da kendi kulisine geçti. Kulisin üzerinde ismimin yazılı olduğu beyaz kapısını aralayı içeri adımladığımda yine aylardır aşina olduğum bir yüzle karşı karşıya gelmiştim. Karşımda, koltukta oturan ama beni gördüğünde anında ayaklanan kişi Jale Hanım’dı, menajerim.


“Loya’cığım,” diye mırıldandı samimiyetle. “Seni görmek ne güzel.” Dudaklarım hafif bir kıvrımla havalandı.


“Sizi de öyle.” Kapıyı ardımdan kapatıp onun olduğu tarafa doğru adımladım. Bir askılığın önünde duruyordu, bu akşam giyeceğim konser kıyafeti olmalıydı.


“Uzun zaman sonra sahnelerdesin,” Bakışları bana döndü. “Nasıl hissediyorsun?” İç çektim.


“Güzel ama hâlâ yaşadıklarımızın etkisi üzerimde.” Jale Hanım dudaklarını birbirine bastırdı. Ensesinde özenle topladığı kumral saçları aynıydı. Üzerine giydiği beyaz takım ise her zamanki Jale olduğunu haykırıyordu. Değişmemişti.


“Yaşadıklarını anlamam mümkün değil,” dedi ılımlı bir tınıda. “Ama ne zaman, neye ihtiyacın olursa buradayım.” Dudaklarıma bir tebessüm yayıldı.


“Teşekkür ederim.” Jale Hanım da tıpkı benim gibi tebessüm edip eliyle askılığı gösterdi.


“Bu geceki kostümün burada. Birazdan makyözler de burada olur. Benden bir şey istersen araman yeterli. Sahnedeki diğer işlerle ilgileneceğim.” Başımı salladım yeniden. Kısa bir teşekkürün ardından odadan ayrılan Jale Hanım’la birlikte kuliste yalnız kaldım. Bu kulis tanıdıktı. Akyel’le ayrıldıktan sonraki ilk konserimi yine bu alanda yapmıştım ve benim kulisim yine bu odadaydı. O zamanı daha dün gibi hatırlıyordum. Biraz ötemdeki kahverengi kanepeye nasıl yığıldığımı, kulisten nasıl gizlenerek çıktığımızı, Aksel’in beni kameramanlardan kurtarışını… Şimdi hepsi geçmişti. O günden sonra çok değişmiştik. Kendi kendime gülümsedim. Yaşadıklarımızı anlatsak film olabilirdi.


Kapının çalmasıyla birlikte düşüncelerimden sıyrıldım. Sanki o kapı sesi bir maratonun başlangıç düdüğü gibiydi. Makyözler ve kuaförler teker teker odaya girmişti. Ben kostümümü alıp kabin tarafına geçmiştim. Bu gece için simsiyah ama küçük küçük taşlarla kaplı bir tulum seçilmişti. Göğüs dekoltesi V şeklindeydi, sırtında da hafif bir açıklık vardı. Ayaklarıma yüksek topuklu botlarımı da geçirip kabinden ayrıldım. Adımlarım direkt olarak makyaj masasını bulduğunda spotlarla aydınlatılmış aynanın önüne oturdum. Kuaförler saçımla ilgilenirken bir yandan da makyözler makyajımla ilgileniyordu. Hazırlıklar öylesine yoğun geçmişti ki, zamanın ne kadar hızlı aktığını kavrayamamıştım. Kapının temkinli çalınışıyla birlikte odadaki herkes son işlemlerini tamamlamaya çalışıyordu. Aynadan gördüğüm yüzle birlikte dudaklarım kıpırdandı.


“Hazır mısın?” diye sordu Akyel dudaklarına yerleştirdiği güzel tebessümüyle. Eski siyah saçlarından eser yoktu. Her zamanki sarı hâline geri dönmüştü. Dağınık, tıpkı kendisi gibi asi olan saç tutamları alnına dağılmıştı. Siyah bir deri ceket, siyah bir tişört ve yine siyah olan bir kumaş pantolon vardı üzerinde. Pantolonun cebinden gümüş bir zincir sallanıyordu. Başımı salladı hızla.


“Hazırım.” Aynadaki bakışlarım kendime döndüğünde heyecanla nefeslendim. Saçlarıma dümdüz bir fön çekilmiş ve açık bırakılmıştı. Makyajım ise çillerimi kapatmayacak şekilde çok hafif bir kapatıcı, siyah, gözlerimi ortaya çıkaracak yoğun bir göz makyajı ve dudaklarıma yayılan bordo bir rujla tamamlanmıştı. Makyözlere ve kuaförlere teşekkür ettiğimde onlar da güzel dileklerde bulunup kulisten ayrılmışlardı. Oturduğum yerden ayaklandım. Ağır adımlarla Akyel’e doğru ilerlerken gözlerinde gördüğüm hayranlık parıltılarıyla kalbim hızla çarptı. Dudakları aralandı, ardından yeniden kapandı. Bedenim baştan ayağa yeşil harelerinin etkisi altındaydı.


“Dilimi lâl edecek kadar güzelsin.” diye mırıldandı efsunlu sesiyle. Dudaklarım kıvrıldı. Tam önünde durduğumda kolları belime sarıldığı sırada benim de kollarım boynuna dolandı.


“Sen de çok yakışıklı gözüküyorsun.” Burnumu burnuna sürttüm. Burnundan nefeslenerek güldü. Bembeyaz dişleri etkileyici gülüşüyle birleşti. Yeni sıktığı belli olan hafif baharatlı ama ferahlatıcı kokusu burnuma doldu.


“Benimle son bir konser yapmaya var mısın?” diye sordu oyuncu bir havaya bürünerek. Kıkırdadım.


“Belki Dynamite’la son konserin olabilir.” dedim yeşil harelerinin tam içine baktığım sırada. “Ama bizim konçertomuz yeni başlıyor.” Keyifle mırıldandı.


“Sabırsızlıkla bekliyorum.” Dudakları dudaklarıma sürtündü. Tam o sırada ise kapım gürültüyle açıldı.


“Haydi ama!” diye hayıflanan Pars’la birbirimizden ayrıldık. “Konserden önce de vıcıklaşmayın.” Gözlerimi devirip Akyel’in elini tuttum. Parmaklarımız ezberlemişçesine birbirine kilitlendi.


“Hele sen bir âşık ol,” diye mırıldandım hırsla. “Aynısını sana yapmazsam ne olayım.” Pars kapının önünden çekilip bize yol verdikten sonra peşimize takıldı.


“Ben âşık olmam.” dedi alayla. “Sonsuza kadar bekar olarak başınıza kalacağım!” Umarım dalga geçiyordu yoksa dediğini yapardı, emindim. Biraz ileride sabırsızlıkla yerinde kıpırdanan Asil’le kesişti gözlerimiz. Deniz’in önünden hızlıca ayrılıp bana doğru atıldığında Akyel’in elinden elimi çektim. Kollarım sımsıkı sarıldı en yakın arkadaşıma.


“Çok heyecanlıyım Loya!” Onun bu heyecanına aynı samimiyetle karşılık verdim.


“Bunu başardığımıza inanamıyorum.” Eşsiz gülümsemesiyle benden ayrıldığında dudaklarını birbirine bastırdı.


“Birlikte.” dedi duygusal bir tınıda. “Birlikte başardık.” Gözlerim dolsa da kendimi sıktım. Başımı salladım dediklerine karşılık. Ardından Jale Hanım’ın ve Özgür Ağabey’in bizi uyarmasıyla birlikte sahne girişinde toplandık. Küçük bir daire olduk hemen. Mavi harelerim her birinde gezindi. Akyel tam solumda, Asil sağımdaydı. Akyel’in yanında Deniz, Asil’in yanında da Uzay yerini almıştı. Pars tam karşımızdaydı.


“Çok güzel bir yolculuktu.” Akyel’in sesiyle tüm bakışlar ona döndü, onun ise çehresi samimiyetle kaplıydı. “Tüm yaşadıklarımıza rağmen beni asla yalnız bırakmadığınız için size minnettarım.” Deniz kolunu Akyel’in omuzuna atıp kendine çekti sertçe, saçlarını karıştırdı.


“Şöyle duygusal konuşursanız ağlarım.” diye uyardı Asil. Bir yandan da gözlerini yellemeyi ihmal etmedi.


“Şu sümüklüyü ağlatmayın!” Arkamızdan gelen sesle bakışlarımız oraya döndü. Aksel dudaklarına kondurduğu kocaman gülümsemesi ve yaydığı yüksek enerjisiyle yanımıza doğru ilerledi. Kolunu Asil’e doladı. “Sonra ben uğraşıyorum.” Asil yüzünü buruşturarak Aksel’in elini itti.


“Uzak dur sarı kafa.” diye homurdandı. Aksel ise buna sadece alayla gülmekle yetindi.


“Haydi,” Sahneyi işaret etti başıyla. “Gidin de o sahneyi ateşe verin.” Ona kocaman gülümseyip Akyel’e döndüğümde dudaklarındaki minnettar gülümsemesi asılıydı, gözleri Aksel’deydi. Aksel de ondan farksız bir şekilde ikizine bakıyordu. İlk merdivenlerden çıkan Pars oldu. Ardından sırasıyla Uzay, Deniz, Asil, ben ve Akyel. Çığlıklar ve bağrışlar tüm konser alanında yankılandı. Kalbim heyecandan öyle bir atıyordu ki, bir anlığına bayılacağımı bile düşünmüştüm. Sahnede beş tane ayaklı mikrofon vardı. Pars direkt baterinin başına geçerken biz hepimiz mikrofonların önünde yerimizi aldık. Akyel bordo renkli elektrogitarını boynuna astı hemen. Bu sırada ise Uzay mikrofona uzandı.


“Merhaba Dünyanın en güzel kalabalığı!” Klasik girişini yaptığında kalabalıktan çıldırırcasına çığlıklar yükseldi. “Harika görünüyorsunuz.”


“Özleştik değil mi?” Bu sefer Asil devraldı lafı. “Evet!” Haykırışları alanda yankılandı. Yanımda yerini alan Asil’in bakışları bana döndü. Her konserimde küçük bir konuşma yapardım. Hislerim ve duygularım konusunda her zaman oldukça açık olmuştum. Arkadaşımın dudaklarında en güzelinden bir tebessüm belirdi, ardından gözleriyle mikrofonu işaret ettiğinde gülerek mikrofona uzandım.


“Uzun zaman olduğunu biliyoruz. Biz de sizi gerçekten çok özledik.” Derin bir iç çekip ellerimi mikrofona sardım. “Biliyorsunuz, size karşı her zaman dürüst oldum. Ne hissettiysem onu anlattım.” Kalabalık sessizleşti. Spot ışıkları benim üzerimeydi. Siyah tulumumun üzerindeki küçük taşlar ışıkların üzerine vurmasıyla parıldıyordu. “Aylarca uzaktık. Bu süre zarfında bir sürü şey yazıldı, çizildi. Kabus gibi günler geçirdik. Çoğunlukla sağlık sorunlarıyla boğuştuk. Ama bu süreçte çok değerli bir şey öğrendik.” Mavi gözlerim şefkatle Akyel’e kaydı. Onun ise bakışları zaten benim üzerimdeydi. Dudağındaki eşsiz gülümsemesiyle beni izliyordu. “Birlikte olduğumuz sürece her şeyden daha güçlü olduğumuzu zor da olsa anladık. Sevginin iyileştirici gücünü bizzat tattık. O yüzden ne olursa olsun,” Duraksadım. Kendimden emin bir sesle devam ettim. “Asla pes etmeyin.” Aylar önce sarf ettiğim sözler doluştu aklıma. Eray’ın konserinde birine seslenmiştim. Vazgeçmemesi gerektiğini, hayatın yaşamaya değer olduğunu söylemiştim. İrislerim farkındalıkla irileşti. Bana ulaşan bilinmeyen numaranın kim olduğu gerçeği sert bir şekilde çarptı yüzüme.


Çağrı…


Bakışlarım yeniden Akyel’e kaydı. Gözlerimde ne gördüyse dudaklarını birbirine bastırdı. Gözlerini hafifçe kapatıp açtı.


Çağrı oydu.


Bana yazan bilinmeyen numara ta kendisiydi.


“Bu gece burada bir hikâye anlatacağız sizlere.” diye devam ettim bakışlarımı Akyel’den çekerek. “Kendi hikâyemizi, acılarımızı, yaşadıklarımızı, kalbimizdeki hislerimizi…” Gülümsedim. “Umarım beğenirsiniz.” Hafifçe mikrofondan uzaklaştığımda önce bir klavye sesi yankılandı konser alanında. Ardından Asil yaklaştı mikrofona doğru.


Çocuktuk bir zamanlar,

Turuncu çiçekler,

Koşturduğumuz bahçeler


Gözlerim hayranlıkla karşımdaki kadını izledi. Sarı saçları giydiği siyah parıltılı elbiseyle bir ahenk içerisindeydi. Ellerinin ikisi de mikrofona sarılıydı. Aylardır yaşadığım her duygu, her acı yüzünden okunuyordu.


Yalan dolandık

Sahnede iki âşık

Perdeler ardında iki düşman

Çok âşıktık,


Deniz’in sözleri devam ettirmesiyle atmosfer daha yoğun bir hâl almıştı. Karşımdaki genç adamın gözleri sahnede değil, yanında parıl parıl parlayan sarışın kızın üzerindeydi. Giydiği siyah ceket, göğsüne doğru salınan zincir ve koyu dağınık saçları eşliğinde özellikle kız hayranların dikkatini oldukça çekiyordu. Ancak onun koyu mavi gözleri yalnızca birindeydi.


Ayrılık vurdu,

Savrulduk,

Yine de birbirimize tutunduk


Akyel’in âşık olduğum tınısı kulaklarıma dolduğunda başımı sola döndürdüm. Bir eliyle bordo gitarını sıkıca tutuyor, tellere vuruyordu. Diğer yandan dudakları mikrofonun çok yakınındaydı oysa yeşil gözleri üzerimdeydi. Yoğun bakışları mavilerimi yakaladı. Sıra bendeydi.


Tenim tenini özledi,

Yapamadık


Gözlerine bakarak devam ettirdiğim şarkı bizim hikâyemizdi. Her birimizden bir parça, her birimizin kırıklıkları vardı. Biz çok savrulmuştuk ama Akyel’in de dediği gibi yine de birbirimize tutunmuştuk.


İki korkaktık,

Gelecek mahvetti bizi

Yollarımız ayrıldı


Sözleri devam ettiren Uzay’a kaydı bu sefer bakışlarım. Gözleri kısık bakıyordu. Bedeni tamamen sahneye dönüktü, elinde tuttuğu lacivert gitara sert darbelerini indiriyordu. Üzerine giydiği siyah tişörtten kol kasları daha belirginleşmişti. Kendini o kadar kaptırmıştı ki, kısık gözlerinin ardında gizlediği duygular bas bas bağırıyordu.


“Kalplerimiz kırıldı

Ve hayat

Darmaduman etti ikimizi”


Klavyenin sesi yeniden duyuldu. Ortalığı biraz önceki yüksek melodilerden daha sessiz ama bir o kadar da etkili bir melodi kapladı. Omuzlarım dikleşti. Mikrofona yeniden yaklaştığımda bu sefer bakışlarım Asil’i buldu. Burası beraber söyleyeceğimiz kısımdı.


Şimdi yine buradayız,

Bir aradayız,

Kırık kalpler konçertosunda,”


Mavi harelerim zaman kaybetmeden Akyel’i buldu. Kalbimden geçen tüm yoğun duygular gözlerimden aktı. Dudaklarımdaki gülümseme karşısında onun da açık pembe dudakları kıvrıldı.


İki aşığız,”


Geçişin son cümlesi dudaklarımdan döküldüğünde Pars bateriyle ritmi yeniden yükseltti. Ardından Akyel yeniden sözleri devam ettirdi.


Sırların ardında Savrulduk

Yine de birbirimize tutunduk


Tüm gücümle mikrofona tutundum.


Tenim tenini özledi,

Yapamadık


Şarkının sonuna kadar bakışlarımı bu sefer Akyel’in yüzünden çekemedim. Onun kalbinden akan tüm duygular, tıpkı benim gibi gözlerine ulaştığında yalnızca o anın tadını çıkardım. Buraya gelene kadar çok şey yaşamış, çok şeyden vazgeçmiştik. Önce kendimizi, sonra da birbirimizi ateşe vermiştik. Şimdi buradaydık. Bu sahnede, yan yana ve göz gözeydik. Bizim aşkımız biz beş yaşındayken başlamıştı, oysa şimdi yirmili yaşlarımızın ortasına doğru ilerliyorduk ve kalbimizde büyüttüğümüz o aşk, bizimle birlikte büyümüştü.


Hatalar yapmıştık, kalpler kırmıştık ama sonunda hep birbirimize tutunmuştuk. Bestemizin ilk notası ayrılığımızla basılmıştı ancak bir daha hiç durmayacaktı. Bu bizim kırık kalpler konçertomuzdu ve biz bitti demeden hiçbir zaman bitmeyecekti.


SON


Yaklaşık 1 yıldır yazdığım ama aslında kurgusu 2024'e dayanan bir kurgunun daha sonuna geldik. Umuyorum ki Akyel ve Loya'nın bu yolculuğunu beğenmişsinizdir. Bu seri 2. kitabı Sahne Ateşi'yle birlikte devam edecek. Size daha önceden duyurduğum Dört Yüz İki adlı kurgu ise daha sonra buluşacak sizlerle. Kan Gözyaşı da bu ayın sonuna doğru bitmiş olacak ve o da yine 2. kitabıyla devam edecek. Umarım bu yolculukta beni yalnız bırakmazsınız. Sizinle bu kurguyu tamamlamak çok keyifliydi. Birlikte nice güzel evrenlere, hoşça kalın <3

Yorumlar


ChatGPT Image Aug 17, 2025 at 07_42_19 PM_edited.png
Bu siteye yüklenen şarkıların ve kitapların tüm hakları bana aittir.
bottom of page